Eylül Romanının Psikolojik Analizi


Künye

Kitabın adı: Eylül
Yazar: Mehmet Rauf
İlk Basım Tarihi: 1901
Yayınevi: Özgür Yayınevi
Sayfa Sayısı: 336
Dil: Türkçe
Kitabın Türü: Psikolojik Roman

“Bu, büsbütün başka bir aşk… Onu, ele geçiremeyeceği, sahiplenemeyeceği için seviyordu, başka hiçbir kadında bulamayacağı için, bakışı için, gülümseyişi için…”

Karakterler

Süreyya Bey, Suat Hanım (Süreyya Bey’in eşi), Necip Bey, Hacer ve Fatih.

Kitabın Kısa Özeti

“Kasımı yaşayamıyorsan, “eylül”de kalmışsındır.”

Mehmet Rauf’un yazdığı bu kitap Türk Edebiyatı’nda ilk psikolojik romandır. Romanda çok başarılı psikolojik tahliller vardır. Bu romanda esasen yasak aşk anlatılmaktadır. Eylül romanı gerek yapı, gerekse de içerik olarak çağına göre ileri özellikleri olan bir roman olduğunu söyleyebilirim.

“İnsan mutlu olduktan, sevdikten, sevildikten sonra her şey boştu.”

Kitapta olaylardan çok kahramanların ruh halleriden bahsediliyor. Olaylar İstanbul’da gerçekleşmekte olup, Necip Bey ve Suat Hanım birbirlerine aşıktır ve beş yıldır evlidirler. Bakırköy’de bir bağ evinde oturuyorlar. Süreyya’nın arkadaşı Necip Bey, hem de aile dostudur ve sık sık onların evine gelip yanlarında misafir kalmaktadır. Süreyya’nın asıl isteği denize yakın bir yerde yaşamını sürdürmektir çünkü Süreyya denizde vakit geçirmeyi çok sevmektedir. Suat, Süreyya’nın bu isteğini yerine getirmek için babasından aldığı parayla Boğaz’da bir yalı kiralar. Ancak Süreyya’nın deniz gezileri, balık merakı eşi Suat’ı ihmal etmesine sebep olur. Necip’in bu yalıya sık sık gidip gelmesi sonucu Suat’la aralarında bir yakınlaşma başlar. Fakat, Süreyya Bey’e olan saygısından dolayı onlar aşklarını istedikleri gibi yaşayamazlar.

“Sende bir şey var, öyle bir şey ki hiçbirinde rast gelmiyorum… Öyle bir şey ki, işte bütün endişelerim senin yanında yok oluyor. Ruhuma bir şifa, bir rahatlık geliyor!”

Zaman geçer, Suat Hanım ve Süreyya Bey yeniden eski yaşadıkları eve geri dönerler. Suat Hanım için kadınlığının bir son bahar ayı olan “eylül” gelir. Evlilikte aradığı mutluluğu ve seveceği erkeği bulamamış bir kadın olduğunu düşünür. Necip ise mutlu olabileceği bir kadına ulaşamamanın acılarıyla kıvranmaktadır.

Süreyya Bey, Suat Hanım ve Necip bir gün sohbet ederken konakta bir yangın çıkar. Herkes dışarı fırlar. Fakat Suat Hanım odasına kapanır ve yardım çağrılarına cevap vermez. Süreyya Bey Suat’ı kurtarmak için uğraşmaz, sadece bağırıp çağırır ve ona seslenir. Fakat Necip, sevdiği kadını kurtarmak için alevlerin içine dalar. Ancak Suat Hanım’ı kurtaramaz ve ikisi de yangında can verir.

Kitabın Psikolojik Analizi

Kitabın psikolojik analizini ele aldığımda, sevdiği insan tarafından ilgisizliğe maruz kalmanın bir insanı yalnızlığa ve yanlış adımlar atmaya sürükleyebildiğini açık bir şekilde gördüm. Çünkü, insan doğası yalnızlığa alışık değildir. İnsanoğlu hep sevmek, sevilmek, ilgi görmek, ilgi duymak ve bunun gibi bir çok insani gereksinimlere ihtiyaç duyar. Bunların eksikliği insanda istenmeyen etkilere yol açabilir ve bu etkiler insanları her ne kadar da istemeseler de yanlış adımlar atmaya sürükleyebilir. İnsanların birbirlerine zaman ayırmaması, birbirlerine yeteri kadar ilgi ve sevgi göstermemesi onları birbirlerinden uzaklaştırır. Duygusal olarak insanlar bu sevgi ve ilgiyi başka yerlerde arayabilirler. Böyle durumlarda hiçbir zaman tek tarafı suçlu bulmamak gerekir çünkü karşılıklı hatalarla insanlar birbirlerinden uzaklaşabiliyor. Nedeni ise, insanların karşılıklı etkileşime, iletişime, anlaşılmaya, insani his ve duygularını birbirleriyle paylaşmaya ihtiyacı olmasındandır. İnsanlar tüm bunlardan mahrum kaldıklarında zamanla yalnızlığa kapılır, kendini değersiz ve işe-yaramaz hissedebilirler ve zamanla hayat anlamsız gelmeye başlar. Fakat insanlar tüm bu ihtiyaçlarını karşılayacak, birbirlerini karşılıklı mutlu edecek, karşılıklı anlayış, saygı, sevgi ve aşklarını paylaşabilecekleri birisini buldukları zaman bu negatif duygulardan kurtulabilirler.

“Mümkün olmayan şeyi istemek, bile bile reddedilmektir.”

Kitaptan anladığım kadarıyla Suat Hanım ve Süreyya Bey aşık olarak evlenmişlerdir fakat daha sonra kocasının ihmalleri yüzünden Suat Hanım zamanla başka bir adama aşık olmuştur. Böylelikle Suat hanım ve Necip Bey arasında yasak bir aşk başlıyor. Yasak aşkın özellikle dönemin toplum ahlakına aykırı olduğunu düşündüğümde kahramanların bu durumdan psikolojik açıdan etkilendiklerini söyleyebilirim. Çünkü kendilerini sürekli baskı altında ve endişeli hissetmektedirler. Birbirlerine aşık olan bu iki insan, toplum baskısı ve duydukları vicdan azabı yüzünden aşklarını hep saklı tutmakta hatta yaşayamamaktadırlar. Burada da toplum baskısının insanlar üzerindeki psikolojik etkilerini açıkça görebiliyoruz. Ancak toplumsal baskıya rağmen kitabın sonunda Necip Bey’in aşkı uğruna canını feda ettiğini görüyoruz. Ne yazık ki Suat Hanım ve Necip Bey bir “eylül” ayında çıkan yangında hayatlarını kaybediyorlar.

“Kalabalık içinde yalnız yaşamak, kalabalık içinde gezip beraber bir köşeye kaçmak, işte asıl zevk budur. İnsan kalpleri, birbirine bağlılığın ne demek olduğunu o zaman anlar. Ben seni ne kadar sevdiğimi başka kadınları gördüğüm zaman anlıyorum.”


Günel Alican


Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.