Her Şeyin Suçlusu Gerçekten Anne ve Babalar mı?
Popüler kültürün ve karikatürize edilmiş terapi seanslarının zihne kazıdığı bir sahne vardır: Danışan uzanır, terapist sorar: “Peki, şimdi çocukluğuna inelim.” Bu sahne, psikolojinin doğasını tehlikeli bir basitliğe indirger. Sanki bugünkü tüm kaygıların, başarısızlıkların ve öfkenin tek mimarı ebeveynlermiş gibi.
Evet, anne ve baba “ilk ötekilerdir”. Bebek dünyayı onların gözlerinden öğrenir, ilk güveni veya güvensizliği onların kucağında deneyimler. Ancak, yetişkinlikte yaşanılan her sorunun faturasını ebeveynlere kesmek, “Psikolojik İndirgemecilik” (Reductionism) hatasına düşmektir. İnsan, sadece ebeveynlerinin bir ürünü değildir; insan, biyolojik, çevresel ve varoluşsal bir denklemin sonucudur.
Resmin Bütününe Bakmak
Modern psikoloji ve nörobilim, insanı Biyo-Psiko-Sosyal bir varlık olarak tanımlar. Yani ruhsal yapıyı sadece “yetiştirilme tarzı” belirlemez.
- Biyolojik Faktörler: Genetik miras, nörotransmiter seviyeleri ve doğuştan gelen mizaç özellikleri. Bazı insanlar biyolojik olarak kaygıya daha yatkın doğar; en mükemmel ebeveyn bile bu genetik mirası tamamen silemez.
- Sosyal ve Çevresel Faktörler: Kişinin içinde büyüdüğü kültür, ekonomik koşullar, okul hayatı, akran zorbalığı veya toplumsal travmalar. Ebeveyn harika olabilir ama savaşın, yoksulluğun veya göçün olduğu bir coğrafyada büyümek, ruhsal yapıda derin izler bırakır.
- Psikolojik Faktörler: Bireyin olayları yorumlama biçimi, baş etme mekanizmaları ve kişisel direnci.
Dolayısıyla, “Her şey annem yüzünden” demek, genetiği, sosyal çevreyi ve hepsinden önemlisi insanın kendi iradesini (agency) yok saymaktır.
“Kurban” Rolü ve İkincil Kazanç
Farklı bir perspektiften bakıldığında, ebeveynleri suçlamanın insana sağladığı gizli bir “İkincil Kazanç” vardır: Sorumluluktan kaçış.
Eğer şu anki mutsuzluğun tek sebebi “narsist baba” ise, yapabilecek hiçbir şey yoktur. Bu düşünce, acı verici olsa da konforludur. Çünkü değişim riskini, başarısızlık korkusunu ve eyleme geçme zorunluluğunu ortadan kaldırır. “Ben böyleyim çünkü ailem böyleydi” cümlesi, bir açıklama değil, bir mazerettir. Bu determinist yaklaşım, bireyi kendi hayatının “kurbanı” haline getirir.
Oysa terapi odasında hedef; geçmişin yaralarını inkar etmek değil, o yaralara rağmen direksiyona geçmektir. Geçmişin sorumlusu ebeveynler olabilir, ama bugünün ve iyileşmenin sorumlusu sadece insanın kendisidir.
Yeterince İyi Ebeveynlik ve Epigenetik
İngiliz psikanalist Donald Winnicott, “Mükemmel Ebeveyn” kavramı yerine “Yeterince İyi Ebeveyn” (Good Enough Parent) kavramını ortaya atmıştır. Çocuğun gelişimi için ebeveynin bazen hata yapması, çocuğu makul düzeyde hayal kırıklığına uğratması gereklidir. Çünkü dünya mükemmel değildir ve çocuk, bu küçük kırılmalarla “psikolojik bağışıklık” kazanır.
Her sorunu ebeveyne bağlamak, aslında onlardan “insanüstü” bir mükemmellik beklemektir. Oysa onlar da kendi ebeveynlerinin yaralı çocuklarıydı. Bu zinciri görmek, öfkeyi şefkate, suçlamayı ise kabule dönüştürmenin adımıdır.
Nedensellikten İşlevselliğe Geçiş
Psikoloji, “Neden böyle oldu?” sorusuyla da, “Şu an bununla ne yapabilirim?” sorusuyla da ilgilenir. Ebeveynler değiştirilemez. Geçmiş yeniden yazılamaz. Ancak, o geçmişin bugünkü davranışları yönetmesine izin verip verilmeyeceği seçilebilir.
Yetişkin olmak; anne ve babayı suçlu sandalyesinden indirip, biraz da insanın kendi hayatının başrolüne geçmesidir.