David Rosenhan’ın Psikiyatri Servislerindeki Sarsıcı Deneyi

Ya mükemmel derecede akıl sağlığınız yerindeyse ama bir grup uzmana aksini inandıramazsanız ne olur? Ya size bir kez “deli” etiketi yapıştırıldığında, yaptığınız her normal eylem bu etiketi besleyen birer “kanıt” haline gelirse? Bu rahatsız edici sorular, bir varsayımdan ibaret değil; sosyal psikolog David Rosenhan‘ın* 1973 yılında yürüttüğü ve psikiyatri dünyasını temelden sarsan “On Being Sane in Insane Places” (Akıl Hastanelerinde Aklı Başında Olmak Üzerine) başlıklı çalışmasının tam da merkezinde yer almaktadır.

*Bu sarsıcı deneyi gerçekleştiren psikolog, sıkça Robert Rosenthal ile karıştırılsa da, aslında David Rosenhan‘dır.

Peki, “akıllıların” arasında (yani akıl sağlığı profesyonellerinin arasında) “akıllı” kalmaya çalışmanın bu imkansız mücadelesi bize ne anlatıyor?

Deney: Sağlıklı İnsanlar Akıl Hastanesine Sızarsa

Rosenhan’ın deneyi, cesur olduğu kadar basitti. Kendisi de dahil olmak üzere psikolojik olarak tamamen sağlıklı sekiz “sahte hasta” (pseudo-patient), 12 farklı psikiyatri hastanesine başvuruda bulundu. Tek bir şikayetleri vardı: “Boş” (empty), “oyuk” (hollow) ve “güm” (thud) gibi anlamsız sesler duyduklarını iddia ettiler. Bu, o dönem bilinen hiçbir psikiyatrik bozukluğun belirtisi değildi.

Şaşırtıcı bir şekilde biri hariç hepsi (çoğunlukla “şizofreni” tanısıyla) derhal hastaneye yatırıldı.

İşin asıl sarsıcı kısmı ise bundan sonra başladı: Sahte hastalar, hastaneye kabul edildikleri andan itibaren tüm sahte belirtileri göstermeyi bıraktılar. Tamamen “normal” davrandılar, personelle iş birliği yaptılar, ilaçlarını (yutmayıp tuvalete atarak) aldılar ve taburcu olmayı beklediler.

Etiketin Gücü: “Deli” Olarak Damgalanmak

Rosenhan’ın çalışmasının ortaya koyduğu acı gerçek şuydu: Hastane personeli (doktorlar, hemşireler, psikiyatristler) sahte hastaların hiçbirini fark edemedi. Peki, neden?

Cevap, psikolojide “etiketleme teorisi” (labeling theory) ve “algısal önyargı” (perceptual bias) kavramlarında yatar:

  1. Etiket, Gerçekliği Şekillendirir: Bir bireye bir kez “şizofren” etiketi yapıştırıldığında, o bireyin tüm eylemleri artık bu patolojik mercekten yorumlanmaya başlandı.
  2. Normal Davranışın Patoloji Olarak Yorumlanması: Sahte hastaların not tutması, personel tarafından “aşırı yazma davranışı” (patolojik bir semptom) olarak kaydedildi. Yemekhanede erken sıraya girmeleri, “oral-alıcı davranış” olarak yorumlandı. Normal sıkılma veya gerginlik halleri, hastalıklarının bir kanıtı olarak görüldü.
  3. Kişiliksizleştirme (Depersonalization): Hastalar, birer “insan” olmaktan çok, taşıdıkları “tanı” olarak muamele gördüler. Personel onlarla nadiren doğrudan göz teması kurdu, sohbet etmedi ve varlıklarını büyük ölçüde görmezden geldi.

İronik bir şekilde, sahte hastaların “sağlıklı” olduğunu fark edenler, hastane personeli değil, koğuştaki diğer gerçek hastalardı. “Siz deli değilsiniz. Muhtemelen bir gazetecisiniz veya bir profesörsünüz, burayı denetlemeye gelmişsiniz,” gibi yorumlar yaptılar.

Rosenthal Etkisi ve Beklentinin Gücü

Her ne kadar bu deneyi Rosenhan yapmış olsa da, bu durum Robert Rosenthal’ın ünlü “Pygmalion Etkisi” (veya Beklenti Etkisi) ile mükemmel bir paralellik gösterir. Rosenthal’ın çalışması, beklentilerimizin gerçekliği nasıl şekillendirdiğini kanıtlamıştı. Rosenhan’ın deneyinde de personel, hastaneye yatan birinin “hasta” olmasını bekliyordu; bu nedenle, karşılarındaki sağlıklı bireyde bile hastalık “gördüler”.

Çıkarımlar: Etiketlerin Ötesindeki İnsan

Rosenhan’ın sahte hastaları ortalama 19 gün sonra taburcu edildiler. Ancak “sağlıklı” veya “iyileşti” olarak değil, “remisyonda şizofreni” (hastalığı yatışmış) tanısıyla… Etiketten asla tam olarak kurtulamadılar.

Bu çalışma, psikiyatrik tanıların ne kadar öznel olabileceğini ve bir etiketin, bir insanın tüm kimliğini nasıl rehin alabileceğini acı bir şekilde gösterdi ve bize şunu öğretti: İster doktor, ister öğretmen, ister ebeveyn, isterse bir arkadaş olalım; karşımızdaki insana yapıştırdığımız etiketlere karşı kör olabiliriz.

Zira bazen “akıllı” olduğunuzu kanıtlamanın en zor olduğu yer, herkesin zaten “akıllı” olduğundan emin olduğu yer olabilir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close