Travma Sonrası Stres Bozukluğu – TSSB


TSSB Nedir?

Travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), DSM-IV’te, gerçek bir ölüm ya da ölüm tehdidi, ağır yaralanma, bireyin fiziksel bütünlüğünü tehdit eden bir durumla karşılaşması, böyle bir duruma tanık olma gibi ağır travmatik olaylardan sonra ortaya çıkabilen, özgül semptomlarla kendini gösteren bir tablo olarak tanımlanmaktadır. Semptomlar üç aydan kısa sürdüğünde “akut”, daha uzun sürerse “kronik” TSSB adı verilir.

Yaygınlık

Her bireyin genetik özellikleri, fiziksel yapısı, psikolojik geçmişi ve o durum için motivasyonu, belirli stresörlerle baş etme düzenekleri farklıdır. Bu nedenle TSSB yaygınlığı farklılık göstermektedir.

Klinik Tablo

TSSB’nin ortaya çıkmasında travmanın o birey için niteliği, şiddeti, daha önce yaşadığı travmatik olaylar ve travma sonrası içinde yaşadığı koşullar belirleyici faktörler olarak dikkati çekmektedir.

TSSB şu başlıklar altında toplanılmıştır:

  1. Artmış uyarılmışlık: Artmış uyarılmışlık belirtileri, bireyin travmayla karşılaştığı sırada yaşadığı ve onu hayatta tutacak olan yaşantıların örneklerinin uzantısı olarak düşünülebilir. Stres karşısında ilk yanıt olan uyarılmışlık hali, TSSB’de artmış uyarılmışlık şeklinde kendini göstermektedir.
  2. Travmatik olayın tekrar tekrar yaşanması: Düşlemler; düşünceler, algılar ya da düşler şeklinde olabileceği gibi dissosiyatif geri dönüş yaşantıları şeklinde de olabilir. Dissosiyatif geri dönüşler bilinç bozukluğu olmaksızın travmatik olayın yeniden ve canlı olarak yaşanmasıdır.
  3. Heyecansal sınırlılık ve kaçınma: Heyecansal sınırlılık, hastaların kendilerini kontrol etmedeki güçlüğün farkında oluşları sonucu, enerjilerini dış dünyadan çekerek kendilerine yöneltmeleri, bunun da bireysel doyumluluğu sınırlamasıyla gelişen bir tablodur.

Etiyoloji

TSSB’nin etiyolojisinde birden fazla etmenin yer aldığı düşünülmektedir. Stresör, temel ortaya çıkarıcı etken olmakla birlikte, aynı travmatik olayı yaşayan herkeste TSSB ortaya çıkmaktadır. Stres kaynağının hasta için öznel anlamının önemi üzerinde giderek birleşilmektedir. Çeşitli etnik-kültürel, psikolojik, biyolojik, ailesel ve sosyal etkenlerin bozukluğun patogenezinde yeri vardır. 15 yaşından önce psikolojik travma yaşamış olma, sosyal desteğin yetersiz olması, psikiyatrik hastalığa yatkınlık, özellikle anksiyete bozukluğu ve majör depresyon gibi hastalıklar geçirmiş olma, yatkınlık gösteren faktörler arasındadır.

Stresörün etki şiddetini arttıran etkenler:

  • Birey için öznel anlamı olması
  • Ölüm tehdidi içermesi
  • Fiziksel yaralanma ile birlikte olması
  • Gaddarlık ve insanlık dışı bir olay içermesi
  • Bireysel faktörler, organik faktörler ve psikolojik faktörler TSSB’nin oluşumunda etkilidir.

Ayırıcı Tanı

TSSB’nin ayırıcı tanısında iki önemli nokta vardır. Birincisi, sıklıkla diğer mental bozukluklarla birlikte görülmesidir. İkincisi ise TSSB belirtilerinin geniş bir yelpaze oluşturmasıdır. TSSB anksiyete, depresyon, kişilik bozuklukları ve psikotik bozuklukların bir kesişiminin kümesi gibidir. Bu bozuklukların belirtileri değişik oranlarda ön plana çıkmaktadır.

  • Uyum Bozukluğu: TSSB’de stres etkeni, genelde yaşamış tehdit edici nitelikte iken uyum bozukluğunda genellikle olağan kabul edilebilecek düzeydedir. Ayrıca uyum bozukluğunda travmatik olayı yeniden yaşama belirtileri görülmemektedir.
  • Akut Stres Bozukluğu: Akut stres bozukluğunda semptomlar travmatik olaydan sonra en az bir ay içinde başlamakta ve bir ay içinde yatışmaktadır.
  • Obsesif-Kompulsif Bozukluk (OKB): İstenmeden gelen yineleyici düşünceler vardır, yaşanan travmatik olayla da ilişkili değildir. TSSB, OKB ile de birlikte olabilmekte ve belirti örüntüleri karşılaşılabilmektedir.
  • Depresif Bozukluklar: Genelde TSSB ile en sık karışan ve birlikte olan bir bozukluktur.

Sonuç

TSSB, travmayla karşılaşınca ya da sonraki birkaç yıl içinde başlamakta, bundan sonraki birkaç yılda semptomlar artmakta ve plato çizerek sürmektedir. Belirtiler zamanla dalgalanmalar gösterebilmekte, stresli dönemlerde yoğunlaşabilmektedir. Hastaların yaklaşık %30’u tam olarak düzelme gösterirken, %60’ının belirtileri hafif – orta derecede sürmekte, %10’unun belirtileri ise değişmeden kalmakta ya da daha da kötüleşmektedir. Tedaviden yararlananlarda, yıllar sonra yine ciddi bir stresörle karşılaşma durumunda belirtilerin yeniden ortaya çıkmasıyla sık karşılaşılabilen bir durumdur.

Travmatik olayın ciddiyeti, süresi ve travmaya yatkınlık, hastalığın gelişiminde önemli faktörlerdir süresi uzadıkça TSSB’nin ortaya çıkma ve kronikleşme potansiyeli de artmaktadır. Katastrofik stresörler daha fazla kronik TSSB gelişmesine yol açmaktadır. Prognozun iyi olacağının göstergeleri, belirtilerin birden başlaması, kısa sürmesi, premorbid işlevselliğin, toplumsal desteklerin iyi olması ve başka bir psikiyatrik, tıbbi ya da madde kullanımı ile ilişkili bozukluğun olmamasıdır. İyi sosyal desteğe sahip bireyler, hastalığa ve özellikle ağır formların yaşamaya daha az eğilimlidirler. Hastalık; bekâr, boşanmış, dul, ekonomik ve sosyal sorunları olanlarda daha kolay oluşmaktadır.


Fatma Güven


Kaynakça

  • American Psychiatric Assosiation: Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders. 4. Baskı, (DSM-IV), Washington DC, American Psychiatric Assosiation, 1994
  • Barret DH, Green ML, Morris R ve ark. (1996) Cognitive functioning and posttraumatic stress disorder, Am J Psychiatry, 153:1492-1494.
  • Blanchard EB, Kolb LC, Prins A (1993) Changes in plasma norepinephrine to combat-related stimuli among Vietnam veterans with posttraumatic stress disorder. J Nerv Ment Dis, 179:371-373.
  • Bremner JD, Scott TM, Delaney RC ve ark. (1993) Deficit in short-term memory in posttraumatic stress disorder. Am J Psychiatry, 150:1015-1019.
  • Bremner JD, Randall P, Scott TM (1995) MRI-based measurement of hippocampal volume in patient with combat-related posttraumatic stress disorder. Am J Psychiatry, 152:973-981.
  • Bremner JD, Southwick SM, Darnell A ve ark. (1996) Chronic PTSD in Vietnam combat veterans: Course of illness and substance abuse. Am J Psychiatry, 153:369-375. Bremner JD, Ýnnis RB, Staib LH ve ark.
  • (1997) Positron emission tomography measurment of cerebral metabolic correlates of yohimbine administration in combat related posttraumatic stress disorder. Arch Gen Psychiatry, 54:246-254.
  • Bresler N, Davis GC (1992). Posttraumatic stres disorder in an urban population of young adults: Risk factors for chronicity. Am J Psychiatry, 149:671-675.
  • Breslau N, Davis GC (1997) Psychiatric sequelae of PTSD in women. Arch Gen Psychiatry, 54:81-87.
  • Burstein A (1985) Posttravmatik flashbacks, dream disturbances and mental imagery. J Clin Psychiatry, 46:374-378.
  • Chrousos GP (1992) Regulation and dysregulation of the hypothalamic-pituitary-adrenal axis, Endocrinology Metabolism. Clin North Am, 21.833-858.
  • Doruk A, Aydın H (1993) Posttravmatic stress disorder and comorbidity. III. Congress of Balkan Military Medical committee Athens-Greece, Abstract book, s.141.
  • Engdahl BE, Speed N, Eberly RE ve ark. (1991) Comorbidity of Psychiatric Disorders and Personality Profiles of American
    World War II Prisoners of War. J Nerv Ment Dis, 179(4):181- 187.
  • Halbreich U, Olympia J, Carson S ve ark. (1989) Hypothalamopituitary-adrenal activity in endogenously depressed posttraumatic stress disorder patients. Psychoneuroendocrinology, 14.365-370.
  • Keane Tm, Wolfe J (1990) Comorbidity in PTSD. J Appl Soc Psychol, 20:1776-1788. Madison DV, Nicoll RA (1982) Noradrenaline blocks accomodation of pyramidal cell discharge in the hipocampus. Nature, 299:636-638.
  • Marsella AJ, Kameoka VA (1989) Ethnocultural issues in the assessment of psychopathlogy, in Measuring Mental Illness: Psychometric Assessment for Clinicians, S Weltzer (Ed), Washington DC, American Psychiatric Press, 229-256.
  • Marsella AJ, Friedman MJ, Spain EH (1993) Ethnocultural Aspects of Posttraumatic Stress Disorder. American Psychiatric Press Review of Psychiatry, Volume 12. Edited by Oldham, JM, Riba MB, Taskman A, Washington DC, American Psychiatric Press, s.157–181.

Bir cevap yazın