Carl Rogers – Kendini Gerçekleştirme


Carl Rogers Kimdir?

Rogers, 1902 yılında Şikago ABD’de doğdu. Rogers’ın ailesinde, duygular açıkça dışa vurulmuyordu, sıcak ve sevgi dolu bir aile değildi ve sıkı kurallar vardı. 4 erkek ve 1 kız kardeşi vardı. Doğaya ve ziraate olan ilgisi onu üniversitede bu bölümüne itti. Ziraat bölümüne olan ilgisi azalınca, papaz olmaya karar verdi ancak daha sonrasında da tarih alanına yöneldi. Helen Eliot ile evlendikten sonra diğer arkadaşlarıyla birlikte psikoloji dersleri almaya başladı. Dini inançlarının azalmaya başlamasıyla kiliseden ayrılarak psikolojiye tamamen adım atmış oldu ve yüksek lisans ve doktorasını tamamladı. Çeşitli üniversitelerde ve danışmanlık merkezlerinde çalıştıktan sonra, APA (American Psychological Association) başkanlığını yapan Rogers, davranış bilimi enstitüsü ve insan çalışmaları merkezlerinde çalıştı. 4 Şubat 1987 yılında hayatını kaybetti.

Rogers ve Kendini Gerçekleştirme

Kendini gerçekleştirme kavramı ilk olarak Abraham Maslow tarafından İhtiyaçlar Hiyerarşisi’ni tanıttığında psikoloji literatüründe yerini aldı. Günümüzde kendini gerçekleştirme yaygın olarak bilinse de çoğu psikoloji öğrencisi hala kendini gerçekleştirmeyi Maslow’un piramidinin en üst noktası olarak biliyor. Maslow, kendini gerçekleştirmeyi şu şekilde tanımlıyor:

“Kendini gerçekleştirme, kişinin yeteneklerinin tam gelişimini ve yaşamı takdir etmeyi içeren, potansiyelinin tam olarak gerçekleştirilmesi olarak tanımlanabilir.” (Maslow, 1962)

Carl Rogers (1902-1987), Abraham Maslow’un temel varsayımlarını kabul eden hümanist bir psikologdu. Bununla birlikte Rogers, bir kişinin “büyümesi” için, onlara içtenlik (açıklık ve uyum), kabul (koşulsuz olumlu bir bakışla görülme) ve empati içeren bir çevre yaratılması gerektiğini savunuyor. Rogers, danışana uygun bir terapi seansı yaptığına inandığı şey konusunda netti. Bunlar, onun yaklaşımını kullanan terapistler tarafından temel koşullar olarak bilinmeye başlandı. Yukarıda da bahsedildiği gibi bunlar;

  • Empati; bu bakış açısı, danışan ile birlikte olmanın yoludur. Terapistin danışanla aynı fikirde olması gerekmez, ancak gerçek anlayışını ifade etmesi gerekir.
  • Koşulsuz olumlu bakış; terapistin kabulü ve yargılayıcı olmadan davranışı, danışanın keşif süreci boyunca ihtiyaç duyduğu alana izin verir.
  • Uyum; danışan ve terapist arasındaki etkileşimler sürecin normal bir parçasıdır. Terapist ilişki boyunca değerleri ve inançları doğrultusunda hareket eder. Uyum, danışanla çalışırken terapistin düşünceleri ve duygularıyla ilgilidir.

Rogers, her insanın hayatta amaçlarına ulaşıp; dilek ve arzularını gerçekleştirebileceğini savunur. Rogers’a göre insanlar amaçlarına ulaştığında ve arzularını gerçekleştiğinde kendini gerçekleştirme gerçekleşir.

Kendini gerçekleştirme, Rogers’ın psikolojiye kattığı en değerli şeylerden biridir ve kişinin kendini gerçekleştirebilmesi için birtakım faktörlerin karşılanması gerekmektedir. Rogers’ın bakış açısından, her insan kendi potansiyeline ulaşmak isteyen, yaratıcı, tam işlevli bir varlık olmaya çabalar. Bu çaba süreklidir, motive edicidir ve doğuştan gelir. Kişi, kendi potansiyelinin peşine koşmaya başladığı an, Rogers için ‘kendini gerçekleştirme eğilimi’ noktasıdır. Tam işlevli bir kişi olmak, bireyin içsel ve gerçekte olduğu süreci bilmesi ve kabul etmesidir. Bireyin, olmadığı şeyden uzaklaşmasını savunan Rogers, olduğundan daha fazlasını olmak düşüncesini benimsemiştir. Kişi suçluluk veya kendini küçümseme duygularını hissederek olduğundan daha az olmazsa ve olduğundan daha fazlasını olmaya yönelirse, kendinin en derin duygularını bulur ve kendini en gerçek olduğu benliğe ulaştırmasına daha istekli olur.

Tam işlevli kişiler, kendi duyguları ve yetenekleriyle iletişim ve temas halindedirler ve en içteki dürtü ve sezgilerine güvenebilirler. Bu duruma gelebilmek için, bir kişinin başkalarından, özellikle de ebeveynlerinden koşulsuz olumlu ilgiye ihtiyacı vardır.

Koşulsuz olumlu saygı, başarısızlıklarına rağmen başkalarını kabul etme durumudur. Ancak çoğu insan, başkalarına olumlu bakmayı koşulsuz olarak algılamaz. Yalnızca belirli değer koşullarını karşıladıklarında sevileceklerini düşünme eğilimindedirler. Rogers için bu, kırılması gereken bir noktadır. Rogers, kendini gerçekleştirmeyi, bireyin benlik kavramını yansıtma ve bireyin iyileşmesini, değişmesini ve gelişmesini sağlayan çeşitli deneyimlerin yeniden yorumlanmasıyla sürdürüldüğü ve geliştirildiği, sürekli ve yaşam boyu bir süreç olarak tanımlar.

Aynı zamanda Rogers, kişinin kendini gerçekleştirebilmesi için bir uyum halinin gerekliliğine inanır. Kendini gerçekleştirmenin, bir kişinin ideal benliği (olmak istediği kişi) gerçek davranışıyla (öz imajı) uyumlu olduğunda meydana geldiğini savunur.


Ekin Sarı


Referanslar

  • Maslow, A. H. (1962). Toward a Psychology of Being. Princeton: D. Van Nostrand Company.

 

Bir cevap yazın