Sevmek ve sevilmek insanların temel psikolojik ihtiyaçlarından birisidir. Öyle ki, başarılı psikolog Abraham Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi piramidinde güvenlik ihtiyacının hemen ardından sevgi ve ait olma ihtiyacı gelir. Öz saygı, bireyin kendine değer ve sevgi verebilme kapasitesidir. Günlük yaşamda olup bitenler zaman zaman bu saygının dalgalanmasına ve sekteye uğramasına sebep olabilir. Akademik veya meslek hayatındaki başarısızlıklar, sosyal ilişkilerde yaşanan çatışmalar, kazalar, hastalıklar ve istismar gibi travmatik olaylar, hatta yaşlanma süreci bunlara örnek olarak gösterilebilir.

Düşük Öz Saygı ve Romantik İlişkiler

Düşük öz saygı yaşamın birçok alanında olumsuz etkisini gösterse de en belirgin etkisini bireylerin partnerleri ile kurduğu romantik ilişkilerde gösterir. Bireyin genel yaşamında kendine verdiği değer ile romantik ilişkisinde kendine verdiği değer birbiriyle tutarlılık göstermeyebilir. Başka bir deyişle günlük yaşamında öz şefkati ve saygısı yüksek olan bir kişi, partneriyle birlikteyken kendini değersiz hissedebilir. Bu hissiyatın sebebi partnerin davranışlarından kaynaklanmıyorsa, bireyin öz saygısıyla ilgili çözülmemiş bir durumun varlığı söz konusu olabilir.

Bireyin kendine verdiği değer; partneriyle kuracağı bağlanma stilini, partneriyle kurduğu iletişimi,
sonrasında ilişkinin ilerleyişini, hatta bitiş sürecini önemli ölçüde etkileyebilir. Bu nedenle öz saygı düzeyi ile romantik ilişkiler arasında güçlü bir bağlantı vardır. Düşük öz saygıya sahip bireyler partner seçiminde detaycı ve seçici düşünmeyebilirler. Karşı tarafın olumsuz yönleri birey için önemli bir sorun oluşturmaz çünkü bu durum bireyin kendini yalnız olmadığını hissetmesine sebebiyet verir. Aksine kusursuza yakın algıladıkları bireyler onlar için yoğun kaygı yaratabilir çünkü yetersizliklerini daha belirgin bir biçimde hissederler.

Düşük öz saygıya sahip bireyler partnerlerinden talepte bulunmaktan çekinirler. Çoğu zaman karşı tarafa rahatsızlık verdiklerini, hatta yük olduklarını düşünürler. Kendilerini yetersiz hissettiklerinden ötürü sürekli tetikte olma ihtimalleri çok yüksektir ve kıskançlık duygusunu yoğun olarak hissederler. Yaşanan bir tartışma ya da ayrılık durumu bu bireylere kendini başarısız hissettirebilir. Bu histen kaçınmak için kişi ilişkiyi sürdürebilmek adına direnç gösterir.

Düşük Öz Saygı ve Bağlanma Stilleri

Peki öz saygısı düşük bireyler partnerlerine nasıl bağlanırlar? Öz değer algısı düşük bireyler partnerlerine genelde güvensiz bağlanma stili ile bağlanırlar. En yaygın biçimi kaygılı bağlanma stilidir. Bartholomew ve Horowitz (1991), yaptıkları araştırmada öz saygısı düşük bireylerin genellikle kaygılı veya korkulu-kaçıngan bağlanma stiline sahip olduklarını saptamıştır. Kaçıngan bağlanma stiline sahip bireyler hem yakınlık isteyip hem de reddedilme korkusuyla bu yakınlıktan kaçarlar. Kaygılı bağlanma stili ise ebeveynin çocuğa karşı tutarsız biçimde bazen ilgili, bazen ilgisiz davranmasıyla gelişir. Bu bağlanma stiline sahip bireyler partnerlerinden sürekli onay alma ihtiyacı hisseder, terk edilme korkuları yüksektir ve partnerinin sevgisini sürekli olarak sorgularlar. Her iki bağlanma stilinin de temelinde, kişinin kendini sevilmeye değer görmemesi yatar.

Başka bir noktada gözlenen, eğer kişinin değer algısı düşükse, partnerinin davranışlarında hissettiği küçük bir mesafe ya da değişiklik, kontrol duygusunu kaybetmesine sebep olabildiğidir. Bu esnada bireyler ilişkide değersiz ve sevgisiz hissedebilmektedir. Öz saygı yüksek olduğunda ise duygusal denge daha rahat korunabilmektedir.

Diğer yandan, öz değer algısı yüksek bireyler ilişkilerinde güvenli bağlanma stili gösterme eğilimindedirler. Bu bireyler ilişkilerini güven ve karşılıklı saygı üzerine inşa ederler. Kişisel sınırlarını çok daha net belirleyebilir ve kendi ihtiyaçlarını ve isteklerini öne koyabilirler. Collins ve Read (1990) da güvenli bağlanan bireylerin öz saygı düzeylerinin yüksek olduğunu ve ilişkilerinde daha fazla mutlu olduklarını belirtmiştir.

Öz Saygıyı Güçlendirmek

Sonuç olarak öz saygı yalnızca kişinin kendini nasıl gördüğü değil, ilişkilerini nasıl deneyimlediğini de belirler. Öz saygının öneminin farkında olmak kendi sınırlarını tanımak ve kendine daha şefkatli davranmayı öğrenmek önemlidir. İnsan kendisiyle konuşmalı, konuşurken yargılayıcı bir dil yerine iyi olan yönlerin öne çıktığı bir dil tercih etmelidir. Kendine zaman ayırmak, küçük başarılar elde etmek de bunlar arasında sayılabilir. Bu durumla başa çıkmakta zorlanan bireyler profesyonel desteğe başvurabilir; terapi ile öz şefkati ve farkındalığı arttırabilirler.

Gönül Betül Sucuoğlu

Kaynakça

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close