Film Analizi: Danimarkalı Kız (The Danish Girl)


Künye

Yönetmen: Tom Hooper
Yapım yılı: 2015
Süre: 120 dakika
IMDb: 7.1
Tür: Dram/Romantik

2015 İngiliz-Amerikan yapımlı sözde-biyografi türündeki Danimarkalı Kız, David Ebershoff’un ressam Lili Elbe ve Gerda Wegener’ın hayatından esinlenerek yazdığı aynı adlı kitaptan sinemaya uyarlanmış bir filmdir. Yönetmenliğini Tom Hooper’ın yaptığı filmin başrollerini Eddie Redmayne ve Alicia Vikander paylaşmaktadır.

Hikaye

Lili Elbe tarihte bilinen ilk cinsiyet değiştirme ameliyatını olan kişidir. Film, onun yaşadığı süreci anlatmaktadır. Einar ve Gerda evli iki ressamdır ve evliliklerindeki roller zıttır. Gerda, Einar’ın yanında daha erkeksi bir duruşa sahiptir. Einar ise daha nazik ve titiz bir yapıya sahiptir. Gerda çizdiği resimleri satmak istese de ‘henüz çizeceği doğru şeyi bulamadığı için etkili resimler ortaya çıkaramadığını’ öğrenir. Gerda bir resmini tamamlaması için Einar’ın modelin çorabını, ayakkabısını giymesini ister ve elbiseyi üstüne tutar. Einar’ın içindeki kadın ruhu ilk olarak bu şekilde ortaya çıkar. Bu sırada bir arkadaşları odaya girer ve Einar’ı o şekilde görünce ona ‘Lili’ diye hitap eder. Einar, bu deneyim sonrası karşı cinsten ikinci bir kişiliğe bürünür. Lili başta çiftimizi eğlendirir, ancak zamanla sorunlar başlar. Her ne kadar kozmopolit bir çevrede bu durum çok göze batmasa bile, ikilinin hem özel hem de profesyonel hayatlarını geri dönülmez bir şekilde değiştirmeye başlar.

Analiz

Romandan başarıyla uyarlanan “The Danish Girl” filmi, cinsel kimlik üzerine ilginç bir konuyu değişik bir bakış açısı katarak sinemaseverlerle buluşturdu. Filmde Einar’ın yaşadığı kimlik bunalımı ve bunun zorlukları çarpıcı bir şekilde yansıtılmıştır. Başlarda Einar karısının geceliğini giyerek ve kadınsı hareketler yaparak farklı olduğunu hissettirmiştir. Buna rağmen Lili’den başka biri gibi söz ederek durumunu tam olarak kabul edemediğini, Lili’nin ikinci bir kişilik olduğunu anlıyoruz. İlk defa kadın kıyafetleriyle dışarı çıktığında ise yaşadığı his onu mutlu etmiş ve sonrasında bu hissi tekrar yakalayabileceği şeyler yapma peşinde olmuştur. Mutluluğun yanı sıra yoğun bir heyecan da yaşamaktadır. Bu heyecanı bastırılmış heyecan olarak tanımlayabiliriz. Filmde Einar’ın bir çocukluk anısı göze çarpıyor. Çocukluğunda erkek arkadaşı ile oyun oynarken öpüştüğünde babası tarafından şiddetli bir tepki alır. Yani çocukluğunda almış olduğu bu tepki karşı cins ile ilişkisini yaralamış olabilir. Einar tarafından kendi hayatı, bir şov olarak görülüyordu. Çünkü Einar/Lili’nin sadece ‘gerçek’ benliğe erişme mücadelesini tasvir etmeye değil, onu kendisine yüklenen benlik kavramlarıyla uzlaştırmaya çalışılmaktadır.

Gerda ise oynadığı oyunlar ve Einar’a yaptırdığı modellik yüzünden kendisini suçlamıştır ama Einar bunların sadece içindeki kadının ortaya çıkmasına ‘yardımcı’ olduğunu belirterek önemli bir noktaya değinmiştir. Bu durumun sonradan değil doğuştan olduğunu belirtmiş ve ‘doğanın hatası’ olarak nitelendirmiştir. Filmde birçok doktor Einar’ın içindeki kadını tedavi etmek istemişse de başarılı olamamıştır çünkü transeksüellik bir hastalık değildir. Durum Einar için ne kadar zorluysa Gerda için de öyledir. Çok sevdiği kocasını tamamen kaybedecek olmasına rağmen hep arkasında durmuştur. Onu yaşadığı bunalımdan kurtarma çabaları kendisini ne kadar mutsuz etse de pes etmemiştir. Filmde en etkileyici kısımlardan biri budur. Zaman içinde kocası önce ruhsal, sonra da fiziksel yönü değişmiştir.

Özetle film, transeksüel bir bireyin kendini anlama ve sonrasında istediği hayata ulaşmak için geçtiği zorlu yolu işlemiştir. Bununla birlikte bu durumdan etkilenen çevresini de dikkat çekici bir şekilde işlemiştir.


Sena Şengül


 

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.