Terapilerde “hayır demekte zorlanıyorum” cümlesi sık duyulan ifadelerden biridir. Peki ilişkilerde “hayır” demek gerçekten yanlış mıdır? Özellikle sevilen, önemsenen ya da kaybetmekten korkulan kişiler söz konusu olduğunda bu kelimeyi söylemek oldukça zorlaşır. Kırmamak için, sevilmeme korkusuyla ya da suçluluk duygusundan kaçınmak adına, istenmeyen durumlara bile “evet” denebilir. O an için ilişkiyi koruyor gibi görünen bu tutum, çoğu zaman bireysel ihtiyaçların arka plana itilmesiyle sonuçlanır.

Sürekli “Evet” Demenin Görünmeyen Bedeli

Zaman içinde sürekli “evet” demek, kişinin kendisiyle olan bağını fark edilmeden zayıflatabilir. Kendi ihtiyaçlarını erteleyen birey, bir süre sonra hem özsaygısında hem de ilişkiye dair hislerinde bir yıpranma yaşayabilir. İstesek de istemesek de her şeye uyum sağlamaya çalışmak, içten içe biriken rahatsızlıkları artırır. İfade edilemeyen öfke ve yorgunluk duygusu ortaya çıkar ve bu duygular çoğu zaman ilişkide mesafe hissi olarak kendini gösterir. Pek çok kişi bu durumu fark ettiğinde, ilişki zaten yıpranmış bir hâle gelmiştir. Bu noktada asıl mesele “hayır” demek değil, uzun süre hayır diyememenin yarattığı yükle yaşamaktır.

“Hayır” Demek Bencillik midir?

“Hayır” demek çoğu zaman bencillik olarak algılanır. Günümüzde fedakârlık; her şeye onay vermek, sınırlar zorlansa bile partnerin istediğini yapmak şeklinde yorumlanabilmektedir. Bu anlayış sosyal medyada, dizilerde ve filmlerde sıkça yüceltilirken, sınır koymak çoğu zaman yanlış ya da sevgisiz bir davranış gibi sunulur. Oysa terapi perspektifinden bakıldığında, sınırlar bir ilişkiyi zayıflatan değil, aksine onu daha güvenli hâle getiren yapılardır. Hayır demek karşı tarafı reddetmek ya da sevgiyi geri çekmek anlamına gelmez; kişinin kendine saygı duyduğunu ve ilişki içinde dürüst kalmak istediğini gösterir.

Sağlıklı İlişkilerde Sınırların Yeri

Sağlıklı ilişkiler, iki tarafın da kendisi olabildiği ve ihtiyaçlarını ifade etmekten çekinmediği ilişkiler olarak şekillenir. “Hayır” diyebilmek, ilişkiyi daha şeffaf ve anlaşılır bir zemine taşır. Sınır koyabilen birey, neyi isteyip neyi istemediğini fark eder ve bunu açık bir şekilde dile getirebilir. Bu açıklık, ilişkide güven duygusunu destekler. Hayır demek her zaman sert ya da kırıcı olmak zorunda değildir; bazen sadece o an hazır olmadığını söylemek, bazen de kişiye iyi gelmeyen bir durumu sakin bir dille ifade etmek yeterlidir.
Bu noktada sınırların ilişki içindeki işlevini tanımlayan önemli bir vurguya değinmek faydalı olabilir. Henry Cloud ve John Townsend, Sınırlar (Boundaries) adlı eserlerinde sınırları şu şekilde tanımlar:
“Sınırlar, bize neyin ait olduğunu neyin olmadığını gösterir. Böylece kendi sorumluluklarımızı üstlenebilir, başkalarının sorumluluklarını ise üstlenmek zorunda kalmayız.”
Bu bakış açısıyla ele alındığında, “hayır” demek ilişkiden çekilmek değil; sorumluluğun ve temasın daha sağlıklı bir biçimde kurulmasına alan açmaktır. Sınırlar netleştikçe, ilişkide beklentiler daha gerçekçi hâle gelir ve taraflar birbirine daha güvenli bir zeminden yaklaşabilir.

Hayır Dedikten Sonra Suçluluk Duygusu mu Gelir?

Hayır dedikten sonra ortaya çıkan suçluluk duygusu oldukça yaygındır. Bu duygu çoğu zaman yanlış bir şey yapıldığının değil, alışılmış bir davranış biçiminin değişmeye başladığının işaretidir. Uzun süredir uyum sağlayan, idare eden rolde olan birey, sınır koymaya başladığında rahatsızlık hissedebilir. Ancak bu his, kişinin kötü biri olduğunu değil; kendisiyle daha sağlıklı bir ilişki kurma sürecine girdiğini gösterir.
Sonuç olarak ilişkilerde “hayır” diyebilmek, en temelde kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiyle ilgilidir. Kendi ihtiyaçlarını fark eden, onları önemseyen ve kendine alan açabilen birey, başkalarıyla da daha gerçek ve dengeli ilişkiler kurabilir. Hayır demek ilişkileri zayıflatmaz; aksine, ilişkilerin daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir zeminde ilerlemesine destek olur.

İsmail Bayır

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close