Dijital Kalabalıklar İçinde “Issız” Kalmak

İnsanlar tarihleri boyunca hiç olmadığı kadar “bağlantıdalar”. Ceblere sığan cihazlar sayesinde dünyanın öbür ucundaki birine saniyeler içinde ulaşılabilmekte, eski okul arkadaşlarının kahvaltıda ne yediğini görülebilmektedir. Ancak, bu hiper-bağlantılı çağın ortasında tuhaf ve hüzünlü bir paradoks yatıyor: İnsan hiç olmadığı kadar erişilebilir, fakat hiç olmadığı kadar yalnız hissediyor.

Peki, teknoloji gerçekten yalnızlaştırıyor mu, yoksa insan yalnızlığını teknolojiyle maskeliyor mu?

“Birlikte Ama Yalnız” Paradoksu

MIT profesörü ve psikolog Sherry Turkle, bu durumu “Birlikte Yalnız” (Alone Together) kavramıyla açıklar. Aynı odada fiziksel olarak yan yana duran, ancak zihinleri farklı ekranlarda, farklı sanal evrenlerde gezinen aileleri veya arkadaş gruplarını düşünün. Teknoloji, bize “kontrol edilebilir” ilişkiler vaat eder. Gerçek bir sohbetin karmaşası, sessizlik anlarının gerginliği veya göz temasının yoğunluğu yerine; düzenlenebilir, silinebilir ve filtrelenebilir mesajlaşmaları tercih eder hale geldik.

Ancak bu durum, duygusal tembelliğe yol açmış gibi görünüyor. Birine “beğeni” göndermek, onu arayıp sesindeki titreşimi duymaktan çok daha az efor gerektirir. Ancak bu düşük eforlu etkileşimler, ruhun ihtiyaç duyduğu derin bağları ve aidiyet hissini karşılamada yetersiz kalır. Sonuç; binlerce takipçi arasında hissedilen derin bir izolasyondur.

Tekbaşınalık (Solitude) Yetisini Kaybetmek

Teknolojinin yarattığı bir diğer etik ve psikolojik durum, insanı kendisiyle baş başa kalmaktan alıkoymasıdır. Psikolojide “yalnızlık” (loneliness) istenmeyen bir izolasyon hali iken; “tekbaşınalık” (solitude) kişinin kendini dinlediği, ürettiği ve onardığı yapıcı bir süreçtir.

Sürekli bildirimler ve sonsuz kaydırma (doomscrolling) döngüsü, boş kalınan her saniyeyi doldurarak insanı kendisiyle yüzleşmekten kaçırır. Kendisiyle barışık kalamayan ve kendi iç sesini duyamayan birey, başkalarıyla da sahici bir ilişki kuramaz. Teknoloji, sıkılmaktan kurtarırken, aslında kendini tanıma fırsatını elinden almaktadır.

Yalnızlaşmamak İçin Teknolojiyle Nasıl Bir İlişki Kurulmalı?

Teknolojiyi tamamen günlük yaşamdan çıkarmak gerçekçi (veya gerekli) değildir. Asıl mesele, teknolojiyi bir amaç değil, insan ilişkilerini güçlendiren bir araç olarak konumlandırmaktır. İşte bu dengeyi sağlamak için öneriler:

  • Araçsallaştırın, Amaçsallaştırmayın: Teknolojiyi, yüz yüze görüşmeleri organize etmek için kullanın, görüşmenin kendisi yerine koymayın. Bir arkadaşınızın fotoğrafını beğenmek yerine, o fotoğrafı bahane edip onu arayın.
  • Kutsal Alanlar Yaratın: Evinizde veya gününüzde “teknolojisiz bölgeler” ilan edin. Yemek masaları, yatak odaları veya sabahın ilk 30 dakikası ekransız alanlar olmalıdır.
  • Göz Temasını Önceliklendirin: Biriyle konuşurken telefonunuzu masaya (hatta ters çevirerek) koymak bile, karşı tarafa “sen şu an buradaki en önemli şey değilsin” mesajı verir. Telefonu tamamen görüş alanından çıkarmak, “sana tüm dikkatimi veriyorum” demenin iyi bir yoludur.
  • Bilinçli Tüketim (Mindful Tech): Eliniz telefona gittiğinde kendinize sorun: “Şu an gerçekten bir bilgiye mi ihtiyacım var, yoksa bir duygudan (can sıkıntısı, kaygı, yalnızlık) mı kaçıyorum?”

Teknoloji, doğru kullanıldığında mesafeleri kısaltan muazzam bir köprüdür. Ancak bu köprünün üzerinde yaşamaya başlanıldığında, alttan akan hayat nehri kaçırılır. Yalnızlığa çare bir dostun sesindeki sıcaklıkta ve insanın kendi iç dünyasının sessizliğinde bulunabilir. Çünkü algoritma, samimi bir kucaklaşmanın yerini tutamaz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close