Aşağıdaki alıntılar Lacan’ın ünlü Écrits kitabının Jeffrey Mehlman veya Bruce Fink tarafından yapılan çevirisinden alınmıştır.

“Kelimelere ancak istenilen bir şey yok olduğunda ihtiyaç duyulur ve eğer etrafımızdaki dünya ‘gereken’ her şey ile donatılmış olsaydı kelimelere gerek duyulmayacaktı. Kayıp olmayan yerde dil var olamaz.”

“Tasavvur filozofların geleneğine paralel bir geleneğin, ahlakçılarınkinin bir parçasıdır. Bunlar da ahlakta (la morale) uzmanlaşmış kişiler değil, ahlaki/törel (moral) davranışların, yani törelerin/adetlerin (meurs) gözlemine, hakikate dayalı denen bir bakış açısı getiren kişilerdir. Bu geleneğin vardığı yer, Nietzsche’nin Ahlakın Soykütüğü’dür ki insan davranışının bu haliyle tuzağa düşmüş olduğunu söyleyen bir bakıma olumsuz bakış açısının içinde kalır tamamen. Freudcu hakikat işte bu çukura, bu çanağa dökülür. Tuzağa düştüğünüze şüphe yok, ama hakikat başka bir yerdedir. Freud nerede olduğunu söyler bize.”

“Dilin kökenini düşünün. Şu yeryüzünde konuşmaya başladığımız bir ilk an olduğunu hayal ederiz. Demek ki bir belirişin meydana geldiğini kabul ederiz. Ama bu beliriş kendi yapısı içinde kavrandığı andan itibaren, ondan önce olan hakkında, ezelden beri kullanılabilen simgeler olmaksızın akıl yürütmemiz kesinlikle imkânsızdır. Yeni olarak beliren böylece, sonsuzluk içinde kendisinin berisine belirsiz şekilde uzanıyormuş gibi gelir bize hep. Yeni bir düzeni düşünceyle ortadan kaldıramayız. Dünyanın kökeni de dahil aklınıza gelebilecek her şey için geçerlidir bu.”

“Nesne insan, düşünmeden tüketen, içinde bulunduğu koşulları sorgulamadan, olduğu gibi kabul etmeye yatkın olan insandır.”

“İnsan her şeyin ölçüsüdür derler. Peki insanın kendisinin ölçüsü nerededir? Kendi içinde midir?”

“Aşk, tutku olarak değil ama etkin armağan olarak daima imgesel yakalamanın ötesinde, sevilen öznenin varlığını, tikelliğini hedef alır. Bu nedenle, zayıflıklarını ve sapmalarını çok uzağa kadar kabullenebilir, hatalarını dahi doğru kabul edebilir, ama durduğu bir nokta var ancak varlıkta konumlanan bir nokta – sevilen varlık kendine ihanette çok ileri gittiğinde ve kendini kandırmada direttiğinde aşk artık takip etmez.”

“Cinsellik tam da, deyim yerindeyse, doğrunun ne olduğu konusunda kimsenin hangi adımı atacağını bilmediği alandır. Cinsel ilişkiye gelince, hep gerçekten ne yaptığımız sorusu sorulur -birine “seni seviyorum” dediğimiz durumdan bahsetmeyeceğim, çünkü herkes bilir ki bu budalaların ağzına yaraşır, ama kastettiğim biriyle cinsel ilişki kurduğumuz, ve bunun bir yerlere doğru gittiği, bir edim olarak adlandırdığımızın biçimini aldığı durumdur.”

Yesa Bulut

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close