Okuyuculara bu yazıda benim de ilgi alanım olması münasebetiyle psikolojiye farklı bir bakış açısını ele alacağım. Bahsini açtığım bakış açısı insan davranış ve duygulanımlarını Sibernetik (güdümbilim) sistemler şeklinde ele almaktır. Klasik psikolojide genel anlayış “nasıl hissettiğimiz” yönünde olmuştur. Sibernetik bakış açısıyla ise insana bir sistem, bir mekanizma gözü ile bakılır ve bu sistemin işleyişi dikkate alınır. İnsan bir sisteme indirgenebilir mi? O hâlde insanlar deterministtik (belirlenilmişlik) yasalara göre belirli bir döngüde sıkışmaz mıydı yahut bu bakış açısını nasıl ele alabiliriz? Bu soruların yanıtını birlikte düşünelim.
Sibernetik Nedir?
Sibernetik çok güncel ve yeni bir terim gibi kulağa geliyor olsa da esasen tarihsel gelişimi çok daha önceye dayanır. Sibernetiğin resmi doğumu II. Cihan Harbi yıllarında uçaksavar sistemlerin hedefi öngörme mekanizmalarının matematiği ile ilgilenen Norbert Wiener’ın çalışmaları ile tarihlenir. Sibernetik sistemler amaca yönelik davranışları geri bildirim döngüsü ile açıklamıştır. Hedef görülür, hedef tanınır ve o hedefe yönelik saptanan eylem gerçekleştirilir.
Sibernetik ve Psikoloji
İşte bu noktada psikoloji ile sibernetik arasında bir bağ kurabileceğimize inanıyorum ki; Ivan Pavlov’un belki de psikoloji ilminin en değerli deneylerinden birisi olan meşhur adıyla “Pavlov’un Köpeği” deneyini ele alacağım. Ivan Pavlov’un klasik koşullanma deneyi (et, zil ve salya) sibernetik açıdan bakıldığında aslında mükemmel bir öğrenen ve adapte olan geri bildirim sistemi modelidir.
Pavlov’un deneyi kısaca şu şekilde ilerler. Köpeğe önce zil çalınır (tepki yok), ardından et verilir (salya salgılar). Bu eşleşme defalarca tekrarlandıktan sonra köpek, eti görmese bile sadece zil sesini duyduğunda salya salgılamaya başlar.
Burada öngörü -> standartlaşma -> geribildirim döngüsünün canlı bir organizma üzerindeki örneğini görmüş oluruz.
Elbette daha sonraları davranışçılığa yönelik eleştiriler de geldi ve esasen bendeniz de insanı anlamaya yönelik hiçbir teorinin tek başına yeterli olamayacağı kanaatindeyim. Bilakis bu teorilerin de insanı ve insanın fikir dünyasını anlamamız için yapboz parçalarından birer tanesi olduğu fikrindeyim.
İnsan ve Homeostasis
Sibernetiğin temel yasası homeostasis (iç denge) durumunu korumaktır. Canlılar için de bu geçerlidir. Canlı organizmalar kendi iç dengelerini korumak için beslenirler, severler, barınırlar. Bu açıdan bakıldığında sibernetik sistemlerden farkımız yok gibi görünüyor değil mi? Peki insanı anlamak için bu yaklaşımla ilerleyebilir miyiz?
İnsan tek başına çalışan kapalı bir sistem değildir; aile, iş, kültür gibi daha büyük sistemlerin bir parçası olan açık bir sistemdir. Sibernetik sistemle insana yaklaşımda danışanın getirdiği verilerin (yahut problemlerin) aslında onun ilişkisel sisteminin bir taşıyıcısı olduğunu görmemizi sağlar.
Sistemde İnsan
İnsana sibernetik bir sistemle yaklaşmak, bizi “sorun nerede başladı?” gibi geriye dönük ve çözümü zor sorulardan kurtarır. Bunun yerine “bu sorun şu anda kendini nasıl besliyor ve ayakta tutuyor?” sorusuna odaklar. Ancak burada tekrar kendimize sormamız gereken o soruya dönüyoruz: İnsan, nihayetinde bir makine midir?
Elbette hayır. Sibernetik, insanın nasıl işlediğini anlamamız için muazzam bir harita sunsa da; insanın anlam arayışı, acı karşısındaki direnci ve geleceğe dair kurduğu tasavvurları bu mekanik yasaların çok ötesindedir. Bir makine, kendisine kodlanan hedefe ulaşmak için optimize edilmiştir; bir insan ise hedeflerini her an değiştirebilen, bazen tamamen mantıksız görünen arzularının peşinde sistemini yıkıp yeniden kurabilen, yani kendi kendini “yeniden programlayabilen” ender bir varlıktır.

Sonuç olarak sibernetik, bizler için insanı anlamada bir “lens” işlevi görür. Davranışların matematiksel bir tutarlılığı olduğunu hatırlatır ancak sanıyorum ruhun (farklı adlarla anılabilir) veya özgür iradenin tamamını açıklamaya yetmez. Bu fikri tek düşünen elbette biz değiliz.1960 yılında Dr. Maxwell Maltz tarafından Psiko-Sibernetik kavramı ileri sürülmüştür. Maltz, plastik cerrahi hastalarının ameliyatla karşılanmayan beklentilere sahip olduğunu fark etti ve bu nedenle olumlu bir sonuç hedefi belirlemelerine yardımcı olacak bir yöntem aradı.
Neticede Psiko-Sibernetik kavramını ileri sürdü ve bu konuda bir kitap kaleme aldı. Kitapta bireye öz kavramını nasıl düzenleyeceğini öğretme tekniğini, Norbert Wiener ve John von Neumann’ın sibernektiğiyle birleştirir. Kitap, zihin-beden bağlantısını kişisel hedeflere ulaşmada başarının özü olarak tanımlar.

Şimdiye kadar atılan tüm teoriler nihayetinde bir parça bunları tamamlamak yahut uyumlu olanları birbirleriyle birleştirmek uzmanların işidir. Her ne olursa olsun farklı bir bakış getirmek, yeni ve daha farklı fikirlerin tohumudur. Bu yazımda sizlere sibernetik ile psikoloji arasında bir bağ kurup bunu aktarmak istedim. Umarım okumaktan keyif almışsınızdır.